Her şey müşteri memnuniyeti için

Avuç içimden dirseğime kadar yanıyordum. Sallanmaktan köpürmüş bir litrelik kolayı taşıyan poşeti sol bileğime geçirip sağdaki zile bastım. Kapıyı açan olmadı. Bir kez daha bastım zile, bu kez daha uzun, upuzun… Çabuk açın yandım anasını satayım dercesine…

Önce ne dediğini anlamadığım ince bir ses duydum, ardından esmer yüzünü kıvırcık saçlarının arkasına saklamış bir kadın gördüm açılan kapının ardında. Bu kapıya ilk kez geldim; ama kaderime tüküreyim ki iş yerinde kulak misafiri olmak zorunda kaldığım bol küfürlü, sapkın fantezili muhabbetlerden biliyordum bu evi.

İki eliyle ıslak saçlarını toplayıp arkaya atan kadının üstünde dokunsan düşecek şekilde tutturulmuş yeşil bir banyo havlusu vardı. Ne de güzel yüzü varmış… Gözleri anlamsızlığa açılan iki kara delik gibi olsa da… Banyosunu yarıda kesmek zorunda kalmıştı belli ki. Ama bu benim suçum değildi. 20 dakika içinde müşterinin kapısında olmak zorundaydım. Yoksa kolumu yakan pizzayı bedava vermek zorunda kalacaktım. Bahşiş alamamak bir yana pizzanın parası da yevmiyemden kesilecekti. Son kullanma tarihi geçmiş et, sosis, peynir ne varsa hamurun üstüne boca edip türlü soslarla lezzetlendirerek ucuz yoldan paraya para dememekte rakipsiz pizza restoranımızın müşteri memnuniyetinden anladığı buydu. Ben de bu ucuzluğun bir parçasıydım. Dünya denen bok, parıltılı bir yuvarlağın değil de adaletin etrafında dönüyor olsaydı keşke. İşte o zaman karşımda dikilmiş pizzasını eline tutuşturmamı bekleyen fahişeye bir tavsiyede bulunabilirdim. “Az önce kim bilir ev babası rolünde hayat süren hangi yavşağın hadsiz hudutsuz arzularını tatmin ederek kazandığın parayı bu sağlıksız boku yemek için harcama” diyebilirdim. Diyemedim. O da hiçbir şey demedi. Pizzasını yiyip bir sonraki müşterisiyle ilgilenmesi gerekiyordu. Kapının arkasındaki masadan alelacele parayı almasını başka bir şeye yoramadım. Numaradan gülümsedim her zamanki gibi. Oldukça nazik bir ses tonuyla “Buyrun efendim pizzanız” dedim. Litrelik kolayı üstüne koyup uzattım pizza kutusunu. Tebessümümü karşılıksız bırakmadı, paketi elimden alırken de teşekkür etmeyi ihmal etmedi. İyi de bahşiş verdi. Elleri dolu olduğu için başını saga sola sallayarak ıslak saçlarını arkaya atmaya çalışırken kapıyı kapattı. Geri dönüp basamakları inerken elimdeki paraya baktım. Ağlamaya başladım. Bu kadar düşecek adam mıydım ben? Bir fahişeden bahşiş alacak kadar… Düştün oğlum işte, senin hatan değildi; ama düştün. Lacivert takım elbiselerin, saçının her teliyle ilgilenen kuaförün geride kaldı. Batırdın hayatını, iflas ettin.

Merdivenleri bitirip kaldırıma adımımı attıktan sonra bir süre durdum. Parayı tututuğum elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim. Kafamı yerden kaldırmadan düşündüm. Ne farkım vardı ulan benim bu kadından. Sağlıksız bir alışveriş, yalandan gülümsemeler, içi sahtekarlık dolu bir sürü numara… Hepsi de müşteri memnuniyeti için. Sonuçta o da müşteri memnuniyeti için yatakta sahtekarlığın türlüsünü yapıyordu, öyle değil mi! İktidarsız morukları 25’lik delikanlı havasına sokup ceplerindeki tüm parayı almak için bunu yapmak zorundaydı elbette. “Boşver, hepimiz bir şekilde birilerini memnun edip hayatta kalmaya çalışan fahişeleriz sonuçta” dedim, neredeyse beş serviste aldığım bahşişe denk parayı cebime atıp memnun edecek yeni müşterilerle buluşmak üzere restorana döndüm.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s