Turşu kavanozunda cihad

Korktum. Çok fena korktum hem de. Ayakta durabilmek için deviririm diye düşünmeden turşu kavanozlarına yaslanmak zorunda kaldım. Elimi yanağıma götürdüm, ateş gibiydi. Gözümü monitörden ayırıp duvardaki aynaya baktım. Uzansam dokunamayacağım mesafeden görebilmiştim gözümde harlanan alevi. Yüzüm kıpkırmızıydı. Sarı kafirin gırtlağından fışkıran kan monitörden yüzüme sıçramıştı sanki.

Ne mi olmuştu, anlatayım.

Avucumda gazete kağıdı, fısfısla dükkan camını siliyordum. Birazdan da püskülle turşu kavanozlarının tozunu alacaktım her sabah yaptığım gibi. Turşucu Hayri, aniden koluma yapıştı. Oltaya takılmış balık gibi çırpına çırpına köşedeki masaya sürüklendim. Ürperdim. Yazar kasa ve bilgisayarın bulunduğu masaya yaklaşmam yasaktı çünkü. Dükkanın her yerini silip süpürmeliydim, kapı önünde durup caddede dolaşanları içeri davet etmeliydim; ama kasaya yaklaşamazdım. Geçen yaz, daha çıraklığımın ilk gününde kulağımdan tutarak “Sakın kasaya masaya dokunup da dükkanın bereketini kaçırma” dediğinde anlamıştım parasının çok kıymetli olduğunu. Ne diye sürüklemişti ki beni o çok kıymetli kasasının dibine? Parmak aralarında dolaştırdıkça artacakmış gibi zırt pırt saydığı parası kasada eksik çıktı da bana hırsız mı diyecekti? Yapmam ki ben öyle şey. Yanlış saymıştır kesin eşşoğlu. “Bak hele, bak da kafirin sonunu gör” dediğinde meselenin parayla, kasayla ilgili olmadığını anladım. Kolum elinde, gözüm kasadaydı hala. Canım acıyordu ama bu hoyratlığın sebebini acımdan daha çok önemsiyordum. Döndükçe cızırdayan deri koltuğuna oturdu, beni dibine kadar çekiştirdi. Kolumu kıyma makinesine kaptırmış gibiydim. Hacı yağı da burnumun direğini sızlattı.

“Bak da ders al, sarı kafir nasıl da yalvarıyor bak şimdi, vay vay vay” deyip elini fareye attığında biraz rahatladım. Hırsız damgası yemeyecektim. Babamın “Cennet, çalıp bey olana değil gerektiğinde namusu için aç ölene yakışır” tembihi kulağımda sallanan altından küpeydi. Beni bu manyağın yanında çalışmaya zorlamasa babamı da baş tacı yapacaktım; ama o ayrı bir mesele tabii.

İyi de ne vardı bilgisayarda? “Sarı kafir de kim, niye yalvarıyor?” Bakışlarımı yazar kasanın etki alanından çıkarıp monitöre çevirdim. Bakar bakmaz farenin tık sesini duydum. O ana dair net olarak sadece farenin tık sesini hatırlıyorum zaten. Bir buçuk dakika boyunca duyduğum bütün sözlerin Arapça olması değildi bu hafıza zayıflığının sebebi. İzlediğim vahşetti. Tıpkı turşucu Hayri gibi uzun sakalına bıyık eklemeyi ihmal etmiş biri, önünde diz çökmüş sarı saçlı adamın ensesinden tutmuş, diğer elindeki bıçağı havada savuruyordu. Sırtında namlusu neredeyse yere değecek kadar büyük silahı, çıplak ayağında lacivert renkte plastik terliği vardı. Sağ elindeki bıçağı göğe sapladıkça harareti yükseliyor, ne dediğini anlamadığım koca ağzından fışkıran tükrükler belli oluyordu. Aslında bazı kelimeleri anlıyordum, en çok da Allah-u ekber diyordu. Oldum olası Allah-u ekber kelamını gösterilerde, kavgalarda bağıra çağıra haykıranlardan nefret etmişimdir. Mtemadiyen hayırlısını istediğim yaratıcının adını bu pis dillerden duyunca midem bulanıyor, üzülüyordum. O an da aynı mide bulantısı ve hüznü yaşadım. Elleri arkadan bağlanmış sarı saçlı adam da anlamadığım dilde bir şeyler söylüyordu. Cılız bir sesle, korku dolu gözlerle…

Kameraya nefret dolu gözlerle bakan sakallı, avazı çıktığı kadar bağırdığında ve göğe saplanan bıçak hızlı bir hamleyle sarı saçlı adamın boğazını yardığında kolumdaki acıyı unuttum. Sarı saçlı adamın kanı çatlamış toprağa fışkırırken benim damarlarım buz kesti. Kanım dondu. Midemin ağır bulantısı bile korkumun önüne geçemedi. Kusamadım. Kolumu turşucu Hayri mengenesinden kurtarıp bir adım geri çekilebildim sadece. Korksam mı, kussam mı, kolumun acısından kıvransam mı ne bok yesem diye ayna karşısında donakalmışken turşucu Hayri videoyu bir kez daha izledi. Siyah sakallı böğürtüden ve sarı saçlı iniltiden anladım.

_Gördün mü lan, cihad bu cihad. Kafirin katli vaciptir. Allah güç versin bu mücahitlere. Ümmetin intikamını alıyorlar.

Kelimeler ağzımdan fırlayacak gibi olsa da “Ne ümmeti ne intikamı lan, savaş esirlerini okuma yazma öğretme şartıyla serbest bırakan peygamberin ümmetiyle ne alakası olabilir bu vahşetin?” diyemedim. Bu şokun üstüne bir de gözü dönmüş Hayri’nin dayağını yemek istemedim. Yaşadığım 18 yılın en acı hatırası olurdu.

Bu turşucu Hayri tam bir psikopattı. Bir de Allah-u ekber diye bağırıyor Allahsız it. Manyak herif, demek ki günlerdir nefes nefese bu videoları izliyormuş. Köpek gibi nefes alıp vermesi, kafa kesilirken yaşadığı orgazmdanmış. Sakalı, cübbesi, kadın müşteriyle konuşmayıp karısını eve hapsetmesi gibi katı halleri vardı. Ama bu kadarını beklemiyordum. Gerçi kedi köpek nasiplensin diye kapının önüne bir kap su koyduğum gün yediğim azarı hesaba katarsak, böylesi bir merhametsizden her şeyi beklemeliydim aslında. Neymiş, hayvanları dükkana musallat edermişim. Kasap mı lan burası? Turşucusun oğlum sen, turşucu! Köpekler içeri girip ekşimiş hıyarlarını mı yiyecekti be yavşak?

At kafa Mahmut’la tanışmasından sonra zıvanadan çıktı bu turşucu Hayri. El ele tutuşup kafa sallayarak transa geçtikleri dernekte tanışmışlar. İbadet ediyoruz ayağına tefle eller havaya ambiansı yaratabilen ilginç bir topluluk bunlar. Dostlukları da o kafada oluyor işte. Gel zaman git zaman bunlar iyice sıkı fıkı oldu. Her gün en az bir saatllerini bilgisayar başında geçiriyor, sakalları birbirine değecek mesafede fısır fısır bir şeyler konuşuyorlardı. Arada bir aşka gelip maşallah, elhamdulillah demelerine bakıp kedicikleri izledikleri kanaatine varıyordum. Fakat, bir zaman sonra o maşallahlara mücahidler, katli vacipler, geber kafirler eklendi. Fiskos muhabbetleri, “İslam Devletini kurduk, fetih bizimdir” gibi sloganlarla birbirlerine gaz verme seanslarına dönüştü. At kafa, bizim turşucuya okuması için kitaplar, dergiler getiriyor, takip etmesi gereken haber sitelerini tarif ediyordu. Hayri de, o ne diyorsa harfiyen yapıyordu. Bu itaatin arkasında artan müşteri sayısının yattığını yadsımak geri zekalılığın daniskası olurdu. İşte o günlerde turşucu Hayri’nin köpek nefeslerini duyar oldum. Kulaklık taktığı için ne izlediğini anlamıyordum: ama “Tefle trans videoları izliyordur psikopat” diyordum kendi kendime. Meğer tefle yetinmeyip kanla dans ediyormuş sapık herif.

Turşu suyundan havuza atlamayı hayal ettirecek kadar bunaltıcı sıcakla cedelleştiğim bir ağustos günüydü. Hayri yine bütün işi başıma yıkmış bilgisayar başında oyalanıyordu. Birazdan köpekleşir dediğim anda haykırdı. “Bu ne lan?” Ben de bağırdım istemsiz, biraz korkudan biraz şaşkınlıktan; “O ne lan?” Kudurdu Hayri. Ayağa kalktı, kapıya kadar hızlı adımlarla yürüdü, sonra masaya döndü, bilgisayara baktı. “Olur mu lan bu, olur mu amına koyim” diye mırıldana mırıladana bir volta daha attı. Gözleri yerinden fırlayacak gibiydi. Neye sinirlenmişti ki bu kadar? Kapı önünde müşteri beklediğim için arkama dönüp de uzun uzun izleyemiyordum Hayri’yi. Kısa aralıklarla arkayı dikizlediğimde bilgisayar başına geçip kan revan videoları izlediği gibi nefes manyağı halini gördüm. Az sonra at kafa Mahmut’u aradığında mevzuyu anladım.

_Halife fetva vermiş, turşuyu yasaklamış Mahmut, turşuyu…

Telefonu pat diye kapattı. Koltuğa oturup kafasını monitöre gömdü. Ağladı ağlayacak bir hali vardı. Bense duyduğum cümlenin tuhaflığıyla ne yapacağımı şaşırmıştım. “BU nasıl fetva lan? Halife kim, turşuya ne karışır, menemene kaç yuymurta kırılacağını da söylemiş mi? Bolulu aşçı mı, ev ekonomisi uzmanı mı nedir bu adam?” soruları kafamda uçuşurken kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum. Beş dakika geçti geçmedi, at kafa Mahmut caddenin başında bekliyormuş gibi dükkana damladı. Bu kez selamına “ve aleyküm selam ve ve ve…” karşılığını alamadı. Hayri’nin orijinal cümleleriyle tanıştı.

_Mahmut bu ne oğlum, bu ne amına koyim! Turşu satmayı yasaklamış oğlum halife.

_Olur mu öyle şey, yanlış okumuşsundur Hayri!

_Ne yanlışı! Bak hele şuna! Biz Musul fethedildi diye sevinelim, devlet rızkımızla oynasın. Olur mu lan bu, olur mu!

“Musul’da 10 Haziran’dan bu yana işgalini sürdüren ve hilafet ilan eden IŞİD, “haram ve yasak” listesine yenilerini ekledi. Kentte turşu, sirke ve çerezi haram sayan IŞİD, işyerlerinde bu maddelerin satılmasını yasakladı.”

At kafa Mahmut, bilgisayarın başına geçip haberi yüksek sesle, kelime kelime okudu. Elini Hayri’nin omzuna atıp, “Bi sorup soruşturayım.” dedi.  Ardından “Böyle bi karar lınmışsa da halifeye karşı gelmek küffar amelidir. Bunu bilerek hareket et.” Tehdidini de savurdu. Bu sözlerden sonra turşucu Hayri’nin gözünde kızgınlıktan daha çok kaygıyı gördüm. Yine de geri adım atmadı.

_Ya bi siktir git Mahmut. İslam’ın turşu satmayla ne alakası var? Rızkım ulan bu benim rızkım. IŞİD mi ödeyecek benim kiramı? Böyle müslümanlık olur mu hiç, olur mu lan!

Turşu yasağının Musul’da ilan edilmesine rağmen Hayri’nin bu derece kaygılanmasını en iyi ben anlıyordum. Sırf, “Bu kardeş bizdendir” deyip ihtiyacı olmasa da turşu almaya gelen müşterilerini kaybedecekti. Para kaybedecekti lan, daha ötesi var mı? Paranın turşucu Hayri için hayati önem taşıdığını biliyordum. Ama kafa keserken salyalar akıtıp coşan Hayri’nin turşu satamayacak diye fetva sorgulaması beni de şaşırttı işin doğrusu. Şaşkınlığım burada kalmadı. Birbirlerine girdiler. Hayri, at kafa Mahmut’u bir yumrukta yere serdi. Zaten denge problemi olan at kafa yerden kalkmaya çalışırken adama bir de tekme savurdu. Mecburen araya girdim. At kafa zorlana zorlana yerinden kalktı. “Görüşeceğiz oğlum senle, bittin sen!” diye bağırıp dükkandan çıktı. At kafa Mahmut’un arkasından gitmesin diye var gücümle sarılmıştım Hayri’ye. O ağır koku yine genzimi yaktı. Hayri, kollarımdan kurtuldu, bir hışımla cübbesini çıkarıp küfürleriyle birlikte at kafanın arkasından kapıya doğru savurdu.

_Böyle İslam mı olur lan, İslam bu değil! Turşuma kimse karışamaz! Hiçkimse!..

 

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s