Hem sevdiğini söylesin hem iman tazelesin

 

Yıllar sonra bir kıza aşık olmuş. Altın orana oranla eli yüzü, saçı bacağı artı eksi 5 seviyesinde bir kıza tutulmanın heyecanını yaşamış. Biraz da tedirginmiş. Sarı saçlarıyla gece fener sabah ışıldak gibi adımladığı her yeri aydınlatan kız, tek kelime Türkçe bilmiyormuş. 20 yıldır ecnebi memlekette yaşayıp da toplasan 100 kelimeyi ancak hafızasına kaydedebilen biri olarak bu durumu kızın eksi hanesine yazmamış. Bir punduna getirip kızla tanışmış. Bir araya getürüp cümle kurmakta hiç de mahir olmadığı 100 kelimesini bin bir kombinasyonla dilinde döndürmüş. ‘Ay lav yu’ demiş, ‘Yu da lav mi’ demiş. Şirin şebek halleriyle kızı ikna etmiş. Birkaç kahve içimi yakınlaşmadan sonra ‘Bu kıza dilimi öğretmeliyim’ demiş. “Biz bu dünyaya 600 yıl hükmettik, 200 yıllık tarihi olmayan millet sırf kızlarını sevdim diye boyun mu eğeceğim” gerilimine savrulup hırs yapmış. Gel desen gelen git desen giden, mütemadiyen gülümseyip sorileri tenk yuları bıkmadan usanmadan sıralayan kıza dilini öğretme girişiminde hiç zorlanmamış. Baca tamir edip tıkanmış tuvaletleri açarken tanıştığı yabancılara –eğer adam yerine konulup konuşulmuşsa- ilk iş, diinin en ince, en kaygan küfürlerini öğretirken sevdiğine öğrettiği ilk söz kelime-i şehadet olmuş. Anlamını da ‘seni seviyorum’ koymuş. Sevdiği kız ‘eşheduenlailahe illallah’ dedikçe hem ona aşkını haykırsın hem de Allah’a imanını tazelesin diye düşünmüş. Müslüman sayısını artı bire taşımanın mükafatını hayal edip içini rahatatmış. Bu sahtekarlığı Allah’ın hoş karşılayacağına eminmiş. Karşılamazsa da sorun değilmiş. Zaten onun imanı da kelime-i şehadet’in gerçek anlamını bilmesi sayesinde kandırdığı kızdan sadece bir basamak üstteymiş. İşte bu yüzden sahtekarlığını çok da dert etmiyormuş. Zaman zaman aklına düşen ‘Ya cehenneme yuvarlanır da cayır cayır yanarsam’ korkusu son zamanlarda yakasına iyice yapıştığından Allah’a yaranma derdindeymiş. Lakin kız, dili dönüp de kelime-i şehadeti söyleyemiyormuş. Birkaç kahve içimi muhabbeti de bu uğraşla geçmiş. Derken kız ‘giv up’ demiş. ‘Olmaz’ demiş. Sarı saçlarını savurmasını izlerken ‘Haksızlık mı ediyorum acaba’ diye düşünmüş. O ara kız, mancınıktan fırlar gibi yanından kalmış. Az önce içeri giren boylu poslu bir oğlanın üstüne atlamış. Kollarıyla omuzlarını, bacaklarıyla belini sarışına bakıp kızın kabiliyetine hayran kalmış. Kendine gelince küfrü basmış. “Orospu! Bi şehadet getiremiyorsun ama oğlana salyangoz gibi yapışmayı ne de iyi beceriyorsun” demiş. Yine yanılmanın acısını yaşamış. Meğer bu kız da arkadaş canlısıymış. Sevgilisi olarak dünyasına girmesi imkansızmış. Artık iyice anlamış, bir gülümsedi iki tatlı söz söyledi diye “Bu kız bana yollu” diye düşünmek zavallılığın gökten sarkan megafonla ilanıymış. Dilinde döndürdüğü “Allah şak diye belamı verdi işte” cümlesiyle sahtekarlığın pişmanlığını yaşamış.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s