Yarışı benim fanlarım kazandı

Sevgi yarışında zirveye çıkmanın hazzı bir başka olsa gerek. Hele ki o zirve koca bir kıtanın üzerinde yükseliyorsa. Yalnızlığın pek bir afilisini bizlere anlatan Emre Aydın’ın adı yazıyor şimdilerde o zirvede. Çünkü o, geçtiğimiz hafta İngiltere’nin Liverpool şehrinde düzenlenen 2008 MTV Avrupa Müzik Ödülleri (EMA) töreninde ‘Avrupa’nın en iyi sanatçısı’ ödülünü havaya kaldırdı.

Genç sanatçıyı bu büyük ödüle ulaştıran süreç bir sevgi yarışıydı aslında. Sevenleri öyle bir organize oldu, öyle bir çalıştı ki onu Avrupa’nın zirvesine taşıdı. Önce Hayko Cepkin, Sagopa Kajmer, Hande Yener ve Hadise’yi geride bırakarak MTV Türkiye birincisi oldu. Ardından 21 ülkenin birincisiyle ‘Avrupa’nın en sevilen sanatçısı’ olabilmek için yarıştı. Kimler yoktu ki rakipler arasında. İngiltere’den Leona Lewis’in adını yazsak yeter herhalde. İnternet üzerinden yapılan oylamada sadece Türkiye’den alınan ‘tık’ların önemi yoktu. Diğer ülkelerden alınacak oylardan gelen puanlar taşıyacaktı zirveye genç sanatçıyı. İşte bu noktada Emre Aydın’ın fan kulübü tam anlamıyla devreye girdi. Yurtdışında yaşayan Türkleri harekete geçirdiler, yabancı radyolara ulaştılar, uluslararası forumlarda tanıtım yaptılar. Hatta Macar dinleyicileri afişler astılar ülkelerinde duvarlara. Ödül töreninde sahneye çıkan ünlü İtalyan sanatçı Tiziano Ferro, Avrupa’nın en sevilen sanatçısını açıklarken ağzından ‘Emre Aydın, Türkiye’ sözleri dökülüverdi. İşte o an sadece Emre Aydın için değil onu ‘pek bir afili sevgiyle’ destekleyenler açısından mutluluğun doruk noktasıydı. Neden olmasın ki? İsrail’den Shiri Maimon, İtalya’dan Finley, Rusya’dan Dima Bilan ve İngiltere’den Leona Lewis’i geçerek Türkiye’nin adını MTV’ler aracılığıyla dünyanın dört bir yanına duyurdu. Emre Aydın. Başarı büyük. Ama o, mütevazı duruşundan yine taviz vermiyor. “Bu yarışı benim sevenlerim kazandı.” diyor.

“ŞATAFATLI BİR HAYAT İSTEMİYORUM”

EMA ödülü çok sevildiğinin açık bir kanıtı. Peki sen kendini seviyor musun?

Albümümü, yaptığım müziği sever miydim bilmiyorum. Ama piyasadaki duruşumu seviyorum açıkçası. O zaten sizin inşa ettiğiniz bir şey, seçtiğiniz yol. O yolu seviyorum. Piyasadan ayrı durmaya gayret eden sanatçıları dinledim yıllarca. Dolayısıyla bu yolu seviyorum. Fakat müzik farklı. Başkasının bir ürünüymüş gibi dinleyemiyorsunuz. Paradoksal bir durum yani.

Albümünün teması yalnızlıktı. EMA ödülünden sonra ‘Yalnız değilmişim’ dedin mi?

Benim albümde ortaya koymaya çalıştığım tema, insanın doğumuyla gelen yalnızlık. Hep aşkmış gibi algılandı. Afili Yalnızlık aşk şarkısı değildir mesela. Son video şarkım da. O durumda bence herkes yalnız, herkes tek başına. Ama benim kariyerim açısından beraber yürüdüğüm çok insan var. Çok büyük, çok organize çalışan bir fan kulübüm var. O anlamda yalnız değilim. Tabii, benim esasında anlatmaya çalıştığım, varoluşsal yalnızlık. O anlamda herkes yalnız zaten. Ben de yalnızım.

Bu, biraz da modern yaşamın yalnızlığa yüklediği özgürlük algısından kaynaklanıyor galiba. Bir zaman sonra, belki yaşlanınca bu yalnızlığın huzursuzluk olarak geri dönmesinden korkuyor musun sen de?

O özgürlük, modern yaşamın, sanayileşmenin içerisinde boğulan insanın kendisine tanıdığı alan gibi aslında. Bir taraftan da huzursuz edici bir şey. Çünkü yalnızlık kendi içinde çelişki barındıran bir duygu. Dualite gibi. Hem iyi hem de kötü tarafı var. Yaşlanmak da gerekmiyor aslında. Modern hayat yaşa bakmaksızın özgür kılma adına bir taraftan yalnızlaştırırken bir taraftan iç huzursuzluğu sunuyor. Ama o, seçim meselesi. Benim mesela bu tempoda koştururken evimde yalnız kalmak istediğim, telefonumun çalmasını istemediğim anlar çok oluyor.

İtalyan sanatçı Tiziano Ferro, ismini okurken nasıl bir ruh halindeydin?

Çok gerildim. Çok gurur verici bir durum olduğu gibi bir taraftan da omuzlarınıza büyük bir yük bindiren bir sorumluluktu. Bir de Türkiye’den sonra Avrupa elemelerinde internet üzerinden yapılan oylamada sıralama sürekli liste halinde gösterildi ve çok uzun süre birinci götürdük. Bir ara İtalya önümüze geçti. Tekrar birinci olduk. Sonlara doğru geriledik sıralamada. Neler olduğunu da anlayamadık. ‘Ne yapacağız, kaçırdık’ derken gittik İngiltere’ye. Orada önemli olan, elinize yüzünüze bulaştırmadan dönmekti. Ödülü alırken bir şeyler söylerim diye hazırlık yapmıştım. Ama hepsini unuttum o anda. Konuştum içimden geldiği gibi. Şaşırdım. Fakat bu, ‘Ödülü nasıl aldım?’ diye bir şaşırma değildi. Çünkü uzun sürdü oylama ve yalnız değildim. Kendi adınıza gidiyorsunuz, evet, kariyeriniz açısından çok önemli bir şey ama Türkiye diye anons ediliyor orada. Hemen idrak edemedim açıkçası. Hâlâ daha da üstümden atabilmiş değilim o duyguyu. Bilemiyorum, acaba fazla gerildiğim için mi hâlâ idrak edemedim. Yavaş yavaş oturuyor.

Bu başarında özveriyle çalışan fan kulübünün payı büyük tabii…

Şimdiye kadar aday gösterildiğim her yerde fanlarım beni birinci yaptılar. O ayrı. Ama burada şöyle bir zorluk vardı. Oy sayısına göre seçilmiyordu. Ülkesinden en çok oyu alan aday, Avrupa elemesi için puanlama sistemine göre değerlendiriliyor. Kendi ülkesinden aldığı puana farklı ülkelerden aldığı oylardan gelen puan ekleniyor. Eurovision gibi bir değerlendirme durumu var. Tamamen ülkenizden aldığınız oy sayısına göre değil yani.

Yurtdışından bayağı bir oy geldi o zaman. Fan kulübü bu ülkelere de mi el attı?

Mesela Baltık ülkelerinde Türk yok. Ne kadar oylanabilirsiniz, ne olur veya yüksek bir puan almak için belki on, belki bir milyon oy lazım. Bunları bilmiyorsunuz. Burada fan kulübümün başarısını ayrıca takdir etmek lazım. Çok ciddi promosyon yaptılar. World müzik dinleyicileri vardır. Bunlar ne dilde olduğuna bakmadan dünyanın her yerinden sanatçıları, müzikleri dinlerler. O insanlara ulaştılar. Bunun yanı sıra yine internet üzerinden yurtdışında yaşayan Türklere haber verdiler. Zaten Almanya, Hollanda gibi ülkelerden çok oy aldığımızı düşünüyorum. Ama fan kulübüm çok büyük bir iş yaptı. Bu ülkelerdeki radyolara kadar girdiler. Macar dinleyicilerim var mesela. İnternet üzerinden tanımışlar beni. Onlar da çok çalıştı. Oradaki Türk Macar Derneği’ni haberdar etmişler. Her yere afiş asmışlar. Bu anlamda Macaristan’da çok ciddi çalışmalar yapıldı. Ama bazı ülkelere de ulaşamadık. Yine de genel manada baktığımızda kazandığımız için fan kulübümün yaptığı iş çok büyük. Herhangi bir sivil toplum kuruluşu böyle gönülden çalışır mıydı bilmiyorum yani. Aslında yarışma kimin fan kulübünün sanatçısına ne kadar sahip çıktığıyla ilgiliydi. Sevgi yarışıydı bu ve benim sevenlerim kazandı.

Yurtdışına açılma adına teşvik edici oldu mu aldığın ödül, yaşadıkların?

Kısa vadede yurtdışına açılma gibi bir planım yoktu. Ama şunu düşünüyordum hep: Bu topraklarda yaşayan insanların başka bir yerde yaşayan herhangi birinden bu topraklarda yaşıyor olmak dışında hiçbir farkı yok. Sadece müzikal anlamda değil, her alanda böyle. Yurtdışına açılma meselesine dönersek, dediğim gibi kısa vadede böyle bir planım yoktu. Ama şimdi böyle bir yaşanmışlık var. MTV International, ‘En kısa zamanda bize bir İngilizce single ulaştırın.’ dedi. Şu anda Avrupa MTV’lerinde videolarım dönüyor zaten. Şimdi bir İngilizce single’la devam edeceğiz. Şu an zaten ikinci solo albümümü yapıyorum.

İkinci albüm demişken, temasının ‘efkar’ olduğunu biliyoruz da ne aşamada şu an?

Ben onu şubata yetiştirmeyi planlıyordum. Ama araya yarışma girdi. Kolayladık epey aslında. Ama benim için albüm alelacele yapılacak bir şey değil yani. Evet, çok da ara vermemek lazım ama Afili Yalnızlık’ın biz her noktasında çok uğraştığımız için başarıyı yakaladı. Gelmeden önce haber aldım, en çok satanlar listesindeymiş hâlâ. İki buçuk sene oldu. Dolayısıyla Afili Yalnızlık, o anlamda bize biraz daha kredi verdi.

Sanatı önde kendisi arka planda bir duruşun var. Nasıl yaşar Emre Aydın? Caddeye çıkar mı mesela?

Caddeye çıkıp geziyorum ama artık şapka ve gözlük takmak zorunda kalıyorum. Üniversite öğrencisi hayatı yaşıyorum. Sadece biraz daha rahat. Özellikle üniversite öğrencisiyken sahip olduğum standartları değiştirmemeye çalışıyorum. Bir anlamı olmadığını düşünüyorum, yaptığım işin boyalı kısmının. Eninde sonunda geriye kalan, ortaya koyduğunuz iştir çünkü. Hepimiz öleceğiz. Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı; Sultan Süleyman’ın yaptığı işler dünyaya kaldı. Dolayısıyla onu düşünüp hiçbir zaman o şatafatın içinde yer almamaya çalışıyorum. İşim dışında bir şey yapmıyorum. Evcimen bir tipim biraz. Hatta hayatım çoğu kişiye monoton gelebilir.

Eurovision için ne düşünüyorsun? Hiç aklından geçti mi katılmak?

Ben açıkçası kendi adıma katılma taraftarı değilim. EMA ödülleri ve Eurovision çok başka şeyler. Eurovision’u küçümsediğim anlamına gelmesin. O başka bir kültür. Benim olmak istediğim yerle Eurovision çok farklı.

Nasıl bir yer orası?Benden önce MTV ödüllerinde Bono vardı. Mc Cartney vardı. O salondaki herkes benim, müziklerini dinleyerek büyüdüğüm veya aynı zamanda başladığımız ve severek takip ettiğim isimlerdi. Eurovision’da daha çok görsellik ön planda. En azından şunu söyleyebilirim. Bizim Eurovision’a gönderdiğimiz isimleri dışarıda bırakıyorum. Şu ana kadar Eurovision’da yarışmış ve kalıcı olmuş bir şarkı ben hatırlamıyorum. Varsa da kusura bakmasınlar, hatırlamıyorum.

Birinci albüm ne kadar başarılı olursa olsun ikinci albümün aynı başarıya ulaşıp ulaşamaması sanatçının kalıcılığını belirliyor bir noktada. Bu anlamda ikinci albümün için ne düşünüyorsun?

Çok samimi söylüyorum, birinci albümüme göre çok daha iyi bir albüm. İçinde ney var, kaval var ve aynı zamanda daha modern bir albüm. Birinci albümü dinleyen birinin ‘Ne yapmış bu adam?’ demeyeceği bir albüm. Ama ticari başarısını bilemem. Afili Yalnızlık’ta da bilmiyordum. Zaten onu bilmeye çalışırsanız yaptığınız işi yapamamaya başlarsınız. Çünkü bunun bir formülü olsa herkes yapar, herkes ticari anlamda başarılı olur. Şunu bilebilirim. Afili Yalnızlık’ı yaptığımızda da aynı şeyi düşünmüştüm. Ben noktasına virgülüne kadar arkasında durabileceğim bir albüm yaptım. Afili Yalnızlık albümünü sadece iki sene kıyısını köşesini düşündüm. Afili Yalnızlık çıkar çıkmaz, başarılı olup olmayacağı belli olmadan ikinci albümü düşünmeye başladım. Konsept oluşturuldu. Neyi yapıp yapamayacağımı çok tarttım. Dolayısıyla çok emek verdim. Üzerine titrediğim bir albüm oluyor; ama bakarsınız çok başarısız olur. Gerçekten hiçbir şey değiştirmez benim için. Bakarsınız Afili Yalnızlık’ın yakaladığı başarıyı ona katlar. Bilemiyorum. 


2008 EMA ödülleri

En İyi Şarkı: Pink-‘So What’En İyi Video Yıldızı: 30 Seconds To Mars-‘A Beautiful Lie’2008’in Yıldızı: Tokio HotelEn İyi R&B – Hip-Hop: Kanye WestEn İyi Rock: 30 Seconds To MarsSanatçıların seçtikleri: Lil WayneEn İyi Sanatçı: Britney SpearsYaşam Boyu Efsane Ödülü: Sir Paul McCartneyYılın Albümü: Britney Spears-‘Blackout’Avrupa’nın En Sevilen Sanatçısı: Emre AydınEn İyi Yeni Sanatçı: Katy PerryTüm Zamanların En İyi Sanatçısı: Rick Astley

16.11.2008

ZAMAN GAZETESİ

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s