Şimdi Honduras’ta olmak vardı anasını satayım!

Dünyanın öbür ucunda bir ülke, geçtiğimiz pazar sabahı darbeyle uyandı. Bu üçüncü dünya ülkesinin adını birçok kişi ilk kez duydu. Bulunduğu bölgenin en fakir ikinci ülkesi olan Honduras, şimdilerde bizdeki darbeseverlerin hayranlık beslediği, hatta ‘keşke orada olsaydım’ dediği bir ülke oluverdi. Darbesever zihniyetler ne büyük bir hayal kırıklığı yaşadı geçtiğimiz pazartesi sabahı.

Gazeteyi eline alıp da ‘Asker, başkanı yaka paça dışarı attı, darbe geliyorum dedi’ başlığını görünce müthiş bir heyecana kapılıvermişlerdi oysaki! ‘Ordu göreve’ pankartları, mitingler, kışkırtmalar işe yaramıştı. Fakat o da ne! Haber metninde o hasretle beklenen cuntanın başka bir ülkede olduğu yazıyordu. Ülkenin adı da bir garip: Honduras!

‘Nerede acaba bu çağdaş medeniyet düzeyine ulaşmış memleket?’ deyip bir dünya haritası buluverdiler hemen. Neyse ki haberde Honduras’ın Latin Amerika ülkesi olduğu yazıyordu da Kuzey Kore’nin yanında yöresinde falan aramadılar. ‘Bu Latin Amerika ülkelerine bayılıyorum, şanlı cunta tarihi bu topraklarda yazılıyor!’ diye söylenirken internetten Honduras’la ilgili bilgi topladılar. Halkının dörtte üçü açlık sınırındaymış, üçüncü sınıf bir dünya ülkesiymiş… 18 yıl boyunca da cuntayla yönetilmiş. İşte bu bilgi, taze cuntanın heyecanıyla birleşince darbeseverlerin serzenişi yükseliverdi: ‘Bir Honduras kadar olamadı şu Türkiye!’ Cunta demek, ihbar demek! Artık o meşhur şarkının hasret duyulan memleketi değişmişti darbeseverler için: ‘Şimdi Honduras’ta olmak vardı anasını satayım’ sözleri dillerde şimdi. Cuntanın tadına dünyanın öbür ucunda varmak hoş olurdu; ama en iyisi Honduras’taki darbenin buraya gelmesiydi. Muhtırayla güne uyanmak ne güzel olurdu darbeseverler için.

İlk iş, Cumhuriyet’in temel kazanımlarına(!) ihanet eden eş, dost, akrabayı cuntacılara ihbar ederlerdi. Zor olmazdı. Bazı gazetelerin operasyonel haber muhbirleriydi zaten. Darbeseverin biri, alt kattaki komşudan başlardı işe. Tamam, zengindi, modern giyimliydi; ama yemekte çatalı sağ eline alıyordu hep. Miting zamanı balkonuna beş metre yerine bir metrelik bayrak asanı da ihbar etmek lazım gelirdi. Vatanseverliğin ölçüsü binaya asılan bayrağın boyutlarıyla eşdeğerdi çünkü. Gerekirse ilk günü ihbarlara ayırabilirlerdi. Yeter ki sokaklarda bir tane bile özgürlükçü ya da dindar kalmasın. Muhbirlik görevlerini tastamam yerine getirdikten sonra iç huzuruyla darbe kutlamalarına başlayabilirlerdi. Öncelikle askerlik yaptıkları kışladan hatıra(!) olsun diye yürüttükleri postalları gömdükleri yerden çıkarıp ayaklarına geçirirlerdi. Koştururlardı başbakanlık konutunun önüne. Tankı, tüfeği, darbeci askerin elini ayağını öpüp ‘Yaşasın cunta!’ diye bağırırlardı, ciğerlerini parçalarcasına. Uzun zaman olmuştu böylesi bir coşkuyu yaşamayalı. Zira sonuncusu 12 Eylül 1980’deydi. Gazete haberlerini tekrar tekrar okudular. Başlıklara ve üsluba bakıp sevindiler. Özellikle bir gazetenin internet sitesinde ‘Başbakana pijamayla sınır dışı’ başlığını görünce cunta aşkları daha bir artmıştı. Öyle ya! Cuntanın başka ülkeye yolladığı kişi Honduras Devlet Başkanıydı. Mesajı almışlardı! Gelin görün ki çok uzun sürmedi darbeseverlerin Honduras heyecanı. Kapıldıkları hayalin cazibesiyle tebessüme bürünen yüzleri asılıverdi birden. Honduras’tan görüntüler vardı televizyonda. ‘Bu insanlar şaşırmış olmalı!’ dediler. Ellerinde bayraklarıyla sokaklarda sevinç çığlıkları atmıyorlar, tankların üstüne çıkıp sevinmiyorlar, sivil politikacılara küfürler yağdırmıyorlar. Aksine sokaklarda dolaşan askerleri taşlıyorlar, başkanlarının geri gelmesini istiyorlar. Genç, yaşlı, kadın, erkek… Çok şaşırdı darbeseverler. ‘Biz burada darbe darbe diye inlerken şu Honduraslıların nankörlüğüne bak.’ diye iç geçirdiler. Ama olsun, o protestocular muhtemelen Honduras’ın ‘göbeğini kaşıyan’ halkıdır. İstedikleri kadar çok olsunlar, cunta başkanlarını pijamasıyla kovdu ya! İşte o an bir ‘keşke’ daha dökülüverdi ağızlarından. Kalp ritimleri şaştı!

Akıllarından Başbakan’la ilgili film kareleri geçmeye başladı. ‘Tamam, aramızda ‘Sonu Adnan Menderes gibi olsun.’ diyen psikopatlarımız da var; ama ATA uçağıyla istediği ülkeye gönderilmesine de razıyız.’ türünden senaryolar üretmeye başladılar. Tam bunları düşünürken bir hayal kırıklığı daha yaşadılar! Anamuhalefet lideri ’12 Eylül cuntacılarını yargılayalım.’ diye bir çıkış yaptı. Kalp ritimleri bozuldu darbeseverlerin. Üstüne bir de darbeci askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlayan yasa reformu Meclis’ten geçince kalpleri duracak gibi oldu. Neyse ki ’12 Eylül’ü yargılayalım’ diyenler kendilerine gelip darbeci askerlere sivil mahkemenin yolunu gösteren yasaya karşı çıktılar da darbeseverlerin kalp atışları biraz olsun normale döndü. Yine de çok üzgün darbeseverler. Yıllardır ‘ülke elden gidiyor, irtica hortladı’ diye bas bas bağırıyorlar. Ama haykırışları yankılanmıyor bir türlü. ‘Nerede o 28 Şubat günleri?’ diye ah çekiyorlar. Bir de şu şarkıyı söylüyorlar hep bir ağızdan: ‘Şimdi Honduras’ta olmak vardı anasını satayım.’

Önder Deligöz

05.07.2009

ZAMAN GAZETESİ

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s